Hep Korkmuşumdur

Hep korkmuşumdur, hani Bresson’un şu çok sevdiğim ters açı çekimlerinde, önce bir karakterin yüzünü gösterip ardından ters açıyla aynı karakterin ensesini göstererek yapılan çekimlerde bile. Benim için bu boyun aynı karaktere ait gibi gelmiyor; sanki bir ağacın gövdesine benziyor. Ekrandaki boynun, önceki çekimde önden çekilen karaktere ait olduğunu unutuyorum. Bu sinema tarzı, eskiden kullanılan fotografik yöntemlere karşı isyankar bir tavrı yansıtmıyor diye düşünüyorum. Fotoğrafçılar genelde yakın plan çekimleri seviyorlar.

Benim için çekim (plan), sadece bütünü oluşturan nesnel gerçekliği temsil eden bir şeydir. Başka herhangi bir anlatısal veya psikolojik işlevi yoktur. Ancak bu demek değildir ki en az çekimle en fazla şeyi otomatik olarak başarabilirim. Bu, sabırla olacak bir iştir ve başlangıçta hiçbir şekilde geleneklere karşı bir isyan isteğim olmadan gerçekleşir.

Benim demek istediğim şey, örneğin eski Johanna’nın tek el ateş ettiği bir balkon sahnesini ele alalım. İlk başta bunu üç, dört veya beş ayrı çekimle çekmeyi düşündüm. Öncelikle Johanna’nın çantasından tabancayı çıkarmasını gösteren bir görüntü, sonra onun ve diğer karakterin yüzlerine odaklanan çekimler düşündüm. Ancak bu sahnenin düşüncesini çalışırken ve üzerine düşünürken, tek bir çekimle bu sahneyi çekmeye karar verdim: Johanna balkonda, biraz uzaktan çekilmiş bir şekilde görünüyor ve korkuluk da görüntüye dahil oluyor. Sonra yaşlı Heinrich sahneye geliyor ve hareket ettikçe kamera balkona doğru yaklaşıyor, korkuluğu kadraj dışına çıkarıyor ve ardından diyalog gerçekleşiyor. Bu küçük sahnenin tek bir çekimle çekilmesi, bu iki karakter arasındaki ilişkiye dayanmasındandır. Bu yüzden sahne etkileyici bir hâl alıyor ve karakterlerin özgür olduğu hissini veriyor. Eğer kesilmeler olsaydı, eski kadının serbestçe ateş edebildiği ve eyleminin gerçekten özgür bir eylem olduğu izlenimi verilemezdi. Aynı şey yaşlı adam için de geçerli.

Bu adam, onu geçmişten bir karakter olan Vacano’ya ateş etmekten caydırır ve önce şu anda bulunan bir karakter olan Nettlinger’e, ardından da adeta gelecekten bir karakter olan M’ye ateş etmesi için onu teşvik eder. Ve bu son karakter, bu çağdaş fırsatçı, zamana uyum sağlayan biri, hiç de geçmişten bir karakter değildir. Yaşlı adam ona şunu der: “Bak, eski dostumuz Nettlinger orada. Zaten işin içindeyken, onu vurmayı tercih ederim.” Bu fikir ilk olarak Nettlinger’in hâlâ güncel siyasi faaliyetlerde yer almasından dolayıdır. Heinrich’ın bir de ikinci bir fikri vardır:

“Ama belki de vazgeçersin. Torununun katili yan balkonda”

Alman eleştirmenlerin çoğu “torununun katili” ifadesine dikkat etmedi. Çünkü Johanna’nın torununun Joseph olduğunu ve hâlâ hayatta olduğunu gayet iyi biliriz. Bu ifade, Johanna’nın sonunda vurduğu karakterin ve daha iki sahne önce, şu an yaşlı kadının bulunduğu otel odasına bitişik olan odada gördüğümüz karakterin aslında hiç de eski bir Nazi olmadığını gösteriyor bir nevi. O, hem Hristiyan Demokrat hem de Sosyal Demokrat Parti’ye ait olabilen çağdaş bir politikacıdır. Boll’da, onun Hristiyan Demokratlara ait olduğu da aşikardı. Ben onun aynı zamanda Sosyal Demokratlara da ait olabilmesini istedim, zira bu parti, Hristiyan Demokratlar kadar çok ihanet etmiştir, yani biraz ihanet edecek daha fazla şeyi olduğu için, biraz da diğerinden daha fırsatçı olduğu için. Dolayısıyla, Johanna’nın gelecekte bir katili, bir potansiyelini vurduğu açık. Bu metanetli çalışma sayesinde, tek çekimle çekilen bu sahne etkileyici bir hâl alıyor. Yaşlı adam, yaşlı kadını büyülüyor, onu geçmişin zincirlerinden kurtarıp şimdiki zamana ve geleceğe yönlendiriyor. Yine bu yüzden Johanna’nın eylemi özgür bir eylem haline geliyor.

Son zamanlarda en çok etkilendiğim filmlerden biri Jean Rouch’un Gare du Nord (1965) adlı filmiydi çünkü neredeyse tamamı tek bir planla çekilmişti ve bu, karakterlerin bağımsızlığını çok iyi yansıtıyordu. Ben de tek bir planla çekilen sahnelerin büyüleyici etkisine inanıyorum. Not Reconciled (1965) filminde, çekimleri filmde görünenin dışında hiç değiştirmedim, ancak aynı çekimleri çok kez tekrarladım. Kurgu masasında en fazla zaman alan iş, hatalı çekimleri ayırıp, montaj için kullanılacak olanları seçmek oldu. Gerçek kurgu işi ise, buna göre daha kolaydı, hatta bazı sahneler beklediğimden daha uzun veya kısa oldu. Örneğin balkon sahnesi, tabanca ateşlendiği anda kesmeyi düşündüğüm bir sahneydi. Kurgu süreci boyunca fark ettim ki fevkalade sakin bir şekilde kolunu indirip tabancayı çantasına geri koyuyor. Bu coda’yı çok etkileyici bulduğum için korumak istedim: Kamera, sahneden ayrılan yaşlı adamı takip ederek geri çekilir ve Johanna’yı balkonda yalnız bırakır.

Jean Marie Straub

Çeviri: Betül Eke


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın