Sinematografik Devrim

Devrimsel sinema, kültürel yahut ideolojik sınırlar barındırmaz. Sinema bir metot ve uluslararası bir anlatım olduğundan ve bu metot yüzünden anlatımın güçlü ve yerli yapımcılarıyla bağlantılı Amerikan sineması tarafından domine edilmesinden mütevellit –bağımsız film yapımcılarının çektiği sıkıntılar gerçekten uluslararası bir boyutta. 

Bağımsız film yapımcılarının yaşadıkları bu ortak sorun karşısında örgütlenmeye ihtiyaçları var. Ekonomik ve politik güç olmadan kültürel güç varlığını sürdüremez. Bağımsız film yapımcılarının amacı tüm ülkelerdeki üretim ve dağıtım gücünü fethetmek olmalı. 

Bütün bağımsız film yapımcılarının üretim ve dağıtım bağlamında ulusal boyutta örgütlenmeye ihtiyaçları var. Aynı zamanda ekonomik ihbarların etki edecek eylemlerine ve Amerikan sineması ile yan ürünlerinin estetik gizemini yitireceğine güvenmeleri gerekiyor. Bağımsız film yapımcıları, halkın Amerikan sinemasının dayattığı ahlaki ve estetik eğitimini değiştirecek kışkırtıcı filmler üretmeliler. Bu devrim bir sinema çalışmasından ziyade tamamen uluslararası olacak daimi bir devrimsel üretim halidir. Bu nedenle, örgütlenen ulusal gruplar ortak üretim ve dağıtımın ağrılığını hafifletmek amacıyla uluslararası boyutta birbirleriyle bağlantı halinde olmalıdır. Oluşturulacak uluslararası örgütlenme sorumluluk ve fedakarlık gerektiren rolleri içinde bulundurmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için sadece yapımcıların değil, Amerikan sinemasının sömürgeciliğinin tesiri altında kalarak ortaya çıkan akademik ve mitolojik konsepti değiştirmek için eleştirmenlerin de görev alması gerekiyor. 

Entranced Earth (1967)

Gösterilen çaba estetik, ekonomik ve politik olmalı.Kapitalist dünyada, sinematografik ilerlemedeki kötücül fikir yaygınlaşıyor. Dağıtıcılar, sırf yapımcı ve sergici arasındaki akışı sağladığı için fahiş komisyon alıyorlar. Dağıtıcı, yapımcıdan %90 daha az yatırım yapıyor. Bunun bir sonucu olarak yapım aşamasında olan bir film, öncelikli olarak dağıtıcıyla anlaşma içerisinde olması gerekiyor. Anlaşmayı yapmamak felçle sonuçlanır. Dolayısıyla dağıtıcı, dağıtım hakları için yapımcıya yapımcının kendi parasını avans olarak verir. Buna karşı mücadele etmek için film yapımcıları kendilerini yapımcıya ve dağıtıcıya dönüştürmelidir. Sonrasında yapımcılar, dağıtımcılarla temas kurdukları oyuncuların ve film yapımcılarının prestij akışını organize ederler. Böylelikle filmlerin gerçek entelektüel yapımcıları, ilk etapta film yapımcıları ve oyuncular, ikinci etapta ise teknisyenler işlerine yabancılaşmakta ve olası bir kendini ifade etme fırsatı adına yapımcıların ve dağıtımcıların sömürüsünü kabul etmektedirler.  Kapitalist yapımcı kavramının yerine yapımcı-yaratıcı kavramını, yani katılım açısından bir filmin yapımının organizasyonunda eğitilmiş ve diğer teknisyenler ile uzman sanatçılarla eşit olan profesyonel bir kavram koymak gerekir. Bu nedenle, ürün / film ile katılımcı arasındaki temas doğrudan olmalıdır. Dağıtım organizasyonu kontrolden geçmeli ve yeni üreticilerin hizmetine sunulmalıdır. Farklı ülkelerdeki üretimin gelişmesinin bir sonucu olarak Amerikan sinemasına nicelik ve nitelik açısından karşı koyabilecek bir “Uluslararası Sinemacılar’ın” gelişmesi mümkün kılınmıştır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için bağımsız sinemacıların estetik / etik açıdan yeni bir sinema üretme kararlarından ödün vermemeleri gerekiyor. Ancak o zaman nitelikli bir uluslararası eylem yoluyla sinema, en az Amerikan sineması olan sömürgeleştirmenin siyasi aracı kadar etkili bir devrim aracı haline gelebilir. 

Sosyalist ülkelerle ilgili olarak, on dokuzuncu yüzyıl gerçekçi sanat kavramlarını çağdaş kavramlarla değiştirmek ve sosyalist sinemanın kendisini, krizde olan ve sadece teorik hayatta kalma ihtiyacıyla sürdürülen batı kapitalist dünyası tarafından düzenlenen estetik etkilerden mümkün olan en kısa sürede kurtarması gerekir. Kapitalist batı kültürünün kendi değerlerini sorguladığı bir vakitte, sosyalist sinemanın yeni bir kültürle ilgilenmesi ve kapitalist dünyada devrimci sinemanın uluslararası mücadelesine etkin bir şekilde katkıda bulunması elzemdir. 

Black God, White Devil (1964)

Amerikan sinemasına ait olan oldukça ciddi estetik kusurlar sosyalist sinemada da bulunabilir. Yeni bir sinema yaratmak için kapitalist ahlak yerine sosyalist ahlakı koymak ve Amerikan sinemasının temel yapısını korumak yeterli değildir. Kökten dönüşüme uğratılması gereken şey Amerikan sinemasının anti-diyalektik düşünceye dayanan yapısıdır. 

Bağımsız sinema kültürel bir devrimle yüzleşiyor.  Bu devrim, ekonomik ve siyasi düzeyde örgütlenmedikleri için kendilerini yok eden hareketleri olan neorealizm ve Fransız Yeni Dalga’dan özgün ve örgütsüz örneklerini alabileceğimiz üretim tekniklerini kullanarak bilincini yükseltmelidir. Amerikan sineması kendi sahasında yenilmelidir. Bağımsız sinema mücadelesinin cepheleri olan sanat ve deney filmleri, Amerikan sineması tarafından kirletilmeye başlandı bile. Dağıtımı film yapımcıları tarafından kontrol edilen ve mümkün olan en geniş hacimli bağımsız üretimin büyük sinemaları istila etmesi gerekmektedir. 

Bağımsız sinema adına girişilecek çetin bir mücadele, sinema tarihinde emsali görülmemiş bir tartışmaya yol açacaktır.

Bu saatten sonra bağımsız sinema kültürel bir olgudan politik bir olguya dönüşecek ve Amerikan sinemasının her türlü saldırganlığına ve sabotajına karşı hazırlıklı olacaktır. 

Bağımsız sinemacıların ulusal hareketlerini organize edebilmek için sinematografik auteur kavramının kökten değiştirilmesi gerekmektedir. Film yapımcısı, şair ya da ressam gibi izole bir sanatçı olarak düşünülemez. Film yapımcısı bir teknisyen, bir ekonomist, bir reklamcı, bir dağıtımcı, bir sergici, bir eleştirmen, bir izleyici ve bir polemikçi olmalıdır. Film yapımcısı, fiziksel ve entelektüel olarak mücadeleye hazır birer dava adamı olmalıdır. Bağımsız bir film, eldeki imkanlarla, düşük maliyetle ve kısa sürede doğaçlama yapılmalıdır. Ancak temelinde, üretim teknolojisi sinemanın gelişmesine izin vermelidir, çünkü sinema yalnızca tam manasıyla gerçekleşen bir devrimden sonra Amerikan sinemasının estetik, siyasi ve ekonomik egemenliğinin üstesinden gelebilir. Dolayısıyla, film yapımcısı her şeyden önce bir yaratıcı, bir entelektüel, bir politikacı, bir sanatçı ve bir bilim insanı olabilmelidir. Hepsinden öte, film, hem sinema hem de siyaset hakkında bilgi sahibi olması gereken bir yaratıcı olan film yapımcısı tarafından yapılmalıdır. Sinema hem metot hem de bir ifade biçimi olmalıdır. Ve bu ifade biçimi hem yüzleştirici hem de didaktik olmalıdır. Sinema devrim sürecine bu şekilde entegre edilmelidir. Epik / didaktik sinema budur!

Glauber Rocha

Çeviri: Azra Deniz Yüksel


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın