Geleceğin Doktoru Olarak Film Yapımcısı

Gregory J. Markopoulos

Şamlı Yuhanna’nın Barlaam ve Josaphat’ında hasta bir adam şöyle der: “Ben kelimelerin doktoruyum.”(1) Bir bakıma bu meşhur adamın kendisini bir yol kenarında bulan cömert senatöre söylediği bu sözler Yeni Amerikan Sineması yapımcısı için de geçerlidir denebilir. Kelimelerin doktoru olmaktansa Yeni Amerikan Sineması yapımcısı görüntülerin doktorudur, türünün ilk örneği olarak… Bu görüntüler, ticari sinemanın görüntüleri gibi hayatı kısıtlamaz, aksine kendisinden etkilenen yaratıcı film izleyicisini, görünür ve sıradan dünyanın ötesinde daha yüce bir varoluşa taşır. Filmden filme, yaratıcı film yapımcısı ticari yapımcının aksine yaratıcı izleyiciye (yakın zamanda oluşmuş bir tür) her filmden sonra (Brakhage, Harrington, Stroheim ve Smith aklıma geliyor) (2) izleyicinin varlığını ortaya çıkaran, süreç boyunca bir yığın haline gelen o mırıltılı titreşimi sunar. Daha yaygın olan ticari film izleyicisinin aksine, yaratıcı izleyiciye aktarılan eğilimler, yine filmden filme, tasvirden tasvire, soyut kavramdan soyut kavrama, geleneksel olsun olmasın, Sanskrit şiirinde de zarifçe anlatıldığı gibi önceki hayatların oluşturduğu tohumlara, hayatın muhteşem tohumlarına dönüşür.

Yeni Amerikan Sineması yapımcısının zengin, gizli ve doğal kaynağı olan; patlayıcı, sürekli yeniden oluşan ve şaşırtıcı ses ve görüntü bombardımanı, yaratıcı film izleyicisini kesinlikle mağlup etmez. Aksine izleyici yeni ses ve görüntülerden yıldırım çarpmışçasına etkilenir. Bu yıldırım ise ilkel toplumlarda muhteşem önem atfedilmiş olandır. Bu ilkel toplumlarda yıldırım çarpan kişinin Fırtına Tanrıları tarafından cennete götürüldüğüne inanılır ve cesetlerine kutsal emanet olarak tapılırdı.(3)

J. Hillis Miller şöyle demiştir: “Kültürümüz hala bilim ve ikincil düşüncenin döşediği raylar üzerinde hareket ediyor ve çoğu yazar eski dünyanın içinde kapalı kalıyor. Dahası, sınırı geçen her sanatçı kendi tarzıyla geçiyor, bir bakıma eşsiz bir tarzla.”(4) Bilinmeyen bölgeye, Yeni Amerikan Sineması’ndaki ses ve görüntüye, adımını atmasını gereken yaratıcı film izleyicisi için de aynısı söylenebilir. Ve bu adımı kararlı bir şekilde ve süper kahraman sezgisine sahip olan yaratıcı film yapımcısı ile aynı şekilde atmalıdır. Her sesin ve her görüntünün değeri neyi temsil ettiğiyle tanınmalıdır (çoğu zaman bu kaostur). Böylece yaratıcı film izleyicisinin çeşitli ses ve görüntülerle bağlantı kurması, onları yorumlaması, onlara kavuşması ve bir Anlam altında birleştirmesi gerekli kılınır. Başlangıçta, verilen ses veya görüntünün bütünlüğünün anında kavranması önemli değildir. İzlenen filmde kasıtlı bir iletişim hissi yerine bir paylaşım hissi varsa (5), çalışkan film izleyicisi bunu algılamakta güçlük çekmeyecektir.

Yaratıcı film izleyicisi tarafından iyice algılanmış film sesi ve görüntüsü (6) Friedrich Creuzer’in içsel sembol olarak bahsettiği kutsallık özünü ifade eder. Creuzer şöyle söylemiştir: “Bir çırpıda, hareket sembolden bir anda fışkırır ve bütün hisleri sarar. Var olma ve düşünmenin derinliklerinden gelen bir ışındır, gözümüzü deler ve bütün doğamıza nüfuz eder: ani kavrayış.”(7) Yaratıcı film izleyicisine nasip olan görüntülerin çoğu alışılmışta tamamen birbirinden alakasızdır, kimisi birbirinin üzerine bindirilmiştir fakat bazen de görüntülerin arasında ortak bir nokta gerçekten de vardır. Benim kendi çalışmalarıma baktığımızda, görüntüler tekrar eden bir biçimde kullanılır ki bir olay örgüsüne bağlanacak görsel desenler oluşsun.(8) Bu tekerrür bilgili film izleyicisi için bariz bir birlik oluşturur. Örneğin, Himself as Herself’te, bir film yapımcısı olarak özellikle ilgimi çeken zıtlıklara –renk, hareket, mimari setler, çekim sırasında keşfedilen (9) göze çarpmayan sembolizm gibi, yaptığım kurgu aracılığıyla çeşitlilik bahşediliyor. Bu çeşitlilik sadece film yapımcısının esasen memnun edici bir şeyi fark etmesine değil, aynı zamanda yapımcının son haline getirdiği an yaşamaya başlayan filmin kendisine de yardımcı olur. Böylelikle, film izleyicisi (birkaç kere izledikten sonra) film ses ve görüntüsünün aksak ritmini keşfettiği andan itibaren, eğer istekliyse, belli bir film yapımcısının geçmiş ve gelecek işlerini ilgiyle takip edebilir. Geleceğin doktoru olan film yapımcısı, bir gün ses ve görüntüyü ilerideki bir kurgu biçiminin daha üstün kilitlerini açmak için aksesuarmışçasına kullanabileceğini fark edecek ve kullanacaktır. İma ettiğim kurgu biçimi Temas, Biçim, Tat ve Kokuyu içerecektir. Biçimden kastım özellikle çok boyutlu Sinemadır. Amaç yine imkânsız kabul edilmiş ve hala birçok durumda imkânsız kabul edilen tek bir kareyi veya bir kareler kümesini ekranda görüntülemektir. Burada bilinçaltı kelimesi sıkça işin içine girer.

1912’de Edward Carpenter bilinçaltı terimi için şöyle söylemiştir: “‘Bilinçaltı’ terimi ilk kullanıldığı zaman oldukça basit bir çağrışımı vardı: Aklın ücra ve keşfedilmemiş bir odası olarak; ama şimdi tek bir odadan ziyade kapısında durduğumuz, birçok odalı ve koridorlu, uçsuz bucaksız bir ev veya saray gibi görünüyor: bazısı karanlık ve yeraltında, bazısı geniş ve iyi ışıklandırılmış ve mobilyalı, bazısı yüksek ve geniş görünümlü ve üstü açık. Ve modern psikologlar bütün bu yeni alanlara uygun isimler bulmak için kafalarını karıştırıyorlar – ki bunu bilincin coğrafyasını çok az bildikleri için tatmin edici bir şekilde yapamıyorlar.” (10) Aynı kitapta daha sonra şöyle devam eder: “…anıların kocaman ve olağanüstü ortaya çıkışı meydana geliyor ve bu anımsamanın nasılsa lineer ve peş peşe yerine eşzamanlı ve kitlesel oluştuğu normalden daha farklı bir bilinç düzleminde olduğunu farz etmek durumundayızdır.” (11)

Yeni Amerikan Sinemasının patikalarını izleyen, filmin gerçekdışılığı olan o inanılmaz yanılsamaya yol gösteren keskin altın ipliklerle beraber yükselen yaratıcı film izleyicisi kendi gerçekliklerinin ipliklerini örmeli ve kendi anlaşılabilirlik desenlerini dokumalıdır, L. Eldredge’in Yunanlar ve Yunan kültürünün doğası hakkındaki yazısını tefsir etmek gerekirse. (12) Bu akşam burada da gösterilecek olan Through a Lens Brightly: Mark Turbyfill ve Himself as Herself filmlerini anlayabilen yaratıcı film izleyicilerine şunları öneririm:

A – Ekrandan geçen tek bir film karesi veya bir kare dizisini diğerlerinden ayırmaya ve böylelikle diğerlerini ihmal etmeye çalışmayın. Böyle bir soyutlama iki filmin de tamamen yanlış anlaşılmasına sebep olur.

B – Filmi, görüntülemek amacıyla oluşmuş görüntüler olarak görün, tek bir kare de olsa. Film izleyicisi Görünmezi aramalıdır. Bu Görünmez izleyiciyi ileriye, geriye ve en nihayetinde Geleceğe doğru yönlendirecektir; bu gelecek de filmlerin anlaşılmasıdır. Sonuç olarak, size film hakkında herhangi bir şey anlatmaktan sakınarak: nasıl yapıldığı, nerede yapıldığı, neden yapıldığı, ne kadara mâl olduğu gibi, rahmetli Dag Hammarskjöld’den son bir alıntı yapmak isterim: “Psikoloji, kafa karıştırıcı gizemi sıradan anormallikler listesine atayan bir yaftayla kenara atmayı ne kadar da kolaylaştırdı.” (13)

Bu konferans 18 Şubat 1967’de St. Cloud, Minnesota’daki St. Cloud State University’de verilmiştir. 6-7 Şubat 1967’de Toledo, Ohio’da hazırlanmıştır.

Çeviri: Deniz Erdem


(1) Şamlı Yuhanna, Barlaam ve Josaphat.

(2) Brakhage: Cat’s Cradle, Dog Star Man, ve devam eden işleri. Harrington: Fragment of Seeking, On the Edge, Planet of Blood, ve devam eden işleri. Stroheim: Greed, The Merry Widow, Queen Kelly, ve tamamlanmamış işleri. Smith: Flaming Creatures, Normal Love ve devam eden işleri.

(3) Mircea Eliade, Mephistopheles and the Androgyne.

(4) J. Hillis Miller, Poets of Reality.

(5) USIA’nın yaptığı filmler aklıma geliyor; Kanada Film Kurulu; Encyclopædia Britannica Films yapım şirketleri; film bölümlerini öven bütün üniversite filmleri. Bu tür filmler hep birbirlerine benzerler ve bayat ekmek gibidirler.

(6) Jonas Mekas, Guns of the Trees; Charles Boultenhouse, Handwritten; Jack Smith, Blonde Cobra; Ken Jacobs, Little Stabs at Happiness; Shirley Clarke, The Connection; Andy Warhol, My Hustler.

(7) S. Giedion, The Eternal Present: The Beginnings of Art, Cilt 1.

(8) Filmlerim: Psyche; The Dead Ones; Swain; kayıp Serenity; Twice a Man; Himself as Herself.

(9) Himself as Herself ve Twice a Man’in çekimleri esnasında aktör ve amatör oyuncularımın günlük davranışlarını gözlemlerken bana fark etmeden sundukları belli sembolleri yakalayabildim. Gordon Baldwin ile aramda Himself as Herself’in iki haftalık olağanüstü çekim süreci boyunca kurduğumuz uyum muhakkak gelecekte amatör oyuncunun kattıkları ve film yapımcısının kaptığı ve yeniden yorumladıkları üzerine bir ders veya anlayış için işe yarayacaktır.

(10) Edward Carpenter, The Drama of Love and Death.

(11) Aynı eserde.

(12) Laurence Eldredge, “Sophocles, Protagoras, and the Nature of Greek Culture”, The Antioch Review, İlkbahar 1965.

(13) Dag Hammarskjöld, Vägmärken

*Film as Film Kitabından.


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın