Kurgu Çatışmadır

Sergei Eisenstein

Çekim hiçbir şekilde kurgunun bir unsuru değildir. 

Çekim bir kurgu hücresidir. 

Tıpkı hücrelerin bölünürken farklı bir düzenin olgusunu -bir organizma veya embriyo– oluşturması gibi, çekimin diyalektik sıçrayışının diğer tarafında da kurgu vardır. 

O hâlde, kurgu ve dolayısıyla çekim neye göre nitelendirilir? Çarpışmayla. Karşıt iki parçanın çatışmasıyla. Çatışmayla. Çarpışmayla. 

Önümde buruşuk sarı bir kâğıt parçası var. Üstünde ise gizemli bir not: ‘Bağlanım – P’ ve ‘Çatışma – E’. 

Bu, kurgu konusu hakkında E (ben) ve P (Pudovkin) arasındaki hararetli bir tartışmanın önemli bir izi. 

Bu bir alışkanlık hâline gelmiş durumda. Düzenli aralıklarla Pudovkin gecenin geç saatlerinde beni ziyaret ediyor ve kapalı kapılar ardında prensip meseleleri üzerine tartışıyoruz. Kuleshov okulunun bir mezunu olarak kurgu anlayışını parçaların bağlanımına dayandırmayı hararetle savunuyor. Bir diziye. Yine. ‘Tuğlalar’. Bir fikri izah etmek için diziler hâlinde ayarlanmış tuğlalar. Kurguyu bir çatışma olarak görüyor oluşumla onu yüzleştirdim. İki belirli etkenin çatışmasından bir kavram doğduğunu iddia eden bir görüşle. 

Benim bakış açıma göre bağlanım sadece olası bir özel durumdur. 

Fizikte sonsuz kombinasyonların dairelerin birbirine etkisinden (çatışma) doğabileceğini hatırlayın. Dairelerin dayanıklı, dayanıksız veya karışmış olmasına bağlı olarak. Bütün bu kombinasyonların arasında, çatışmanın iki dairenin aynı yöne eşit derecede hareket derecesine kadar indirgenmesine sebep olacak kadar zayıf tek bir etki de mevcut. 

Bu kombinasyon Pudovkin’in görüşüyle uyuşan tek kombinasyondur. Yakın zaman önce bir sohbetimiz daha olmuştu. Şu anda o da benim görüşümü kabul ediyor. Tabii bu aralıkta da o sıralarda Devlet Sinema Kurumunda verdiğim derslerle kendini bilgilendirme fırsatını da kaçırmadı. Böylece, kurgu çatışmadır. 

Aynı şekilde her sanatın temeli çatışmadır (diyalektik ilkenin ‘imgeci’ bir değişimi). Çekim kurgunun bir hücresi olarak görünür. Bu nedenle çatışmanın bakış açısından değerlendirilmelidir. 

Çekimin içindeki çatışma olası kurgudur, yoğunluğunun gelişiminde çekimin dörtkenar kafesini yıkar ve çatışmasını kurgu parçaları arasındaki kurgu dürtülerine yayar. Sanki bir taklidin zikzağındaymış gibi mizansen de benzer bir yıkımla uzamsal bir zikzağa sıçrar. Savaş ve Barış’taki sıkça kez haykırılan sloganın dediği gibi;

“Rusların önündeki bütün engeller nafiledir.”

Kurgu bir şeyle kıyaslanacaksa; parçalarının veya çekimlerin oluşturduğu bir alay, içten yanmalı bir motorda oluşan, parçası olduğu aracı götüren patlamalarla karşılaştırılmalıdır. Çünkü benzer bir şekilde kurgu dinamikleri filmi ileri götüren dürtü görevi görürler. 

Karenin içindeki çatışma, niteliğine göre farklılık gösterebilir; hikâyenin içinde bir çatışma bile olabilir. ‘Tarih öncesi’ filmlerdeki (günümüzde de bunun pek çok örneği bulunmakta olsa da) bütün bir sahnenin tek bir çekimle gösterilmesi gibi. Fakat bu, film yapısının katı yargısının dışında kalır. 

Aşağıdakiler karenin içindeki sinematografik çatışmalardır: 

Grafik yönlerin çatışması (Çizgiler – sabit veya hareketli), 

Ölçeklerin çatışması, 

Hacimlerin çatışması, 

Kitlelerin çatışması (çeşitli yoğunlukta ışıklarla dolu hacimler), 

Derinlik çatışması, 

Ve akabindeki çatışmalar sadece bir aşama daha yoğunlaşma dürtüsü gerektirip zıt çiftlerden oluşan parçalara hücum ederler: yakın ve geniş plan çekimler. 

Grafik olarak çeşitli yönlerin parçaları. Hacimde çözümlenen ve alanda çözümlenen parçalar. Karanlığın ve aydınlığın parçaları. 

Ve son olarak beklenmedik çatışmalar: Bir cisim ve o cismin boyutu arasındaki çatışmalar –ve bir olay ve onun süresi arasındaki çatışmalar. 

Bunlar kulağa garip gelebilir, fakat ikisi de aşina olduğumuz şeylerdendir. İlkine optik olarak çarpıtılmış bir lensle ulaşılır, ikincisine de duraklı çekim veya yavaş çekim kullanılarak ulaşılabilir. 

Bütün sinematografik etken ve özelliklerin tek bir diyalektik çatışma formülüne sıkıştırılması retorik bir sapma değildir. 

Biz şu anda bütün unsurları için geçerli olması gereken tek çatı altında toplanmış bir sinematografik anlamlılık metodu sistemi arayışındayız. Bu metotların bir ortak gösterge dizisinde toplanması bütün sorunları çözecektir. Sinemanın farklı boyutlarında tecrübe kesin bir şekilde ölçülemez. 

Kurgu hakkında epey bir bilgimiz olmasına rağmen çekim kuramında hâlâ en akademik tutumlardan belirsiz girişimlerin, belirsiz girişimlerden diş kamaştırıcı derecede sert bir radikalizmin ortasında debeleniyoruz.

Kareyi sanki bir maddeymiş gibi görmek, kurgunun moleküler halinde kurgu işleminin çekim kuramına doğrudan uygulanabilmesini mümkün kılar. 

Aynısı ışık kuramında da işler. Bunu bir ışık hüzmesi ve bir engel arasında bir çarpışma olarak algılamak, örneğin bir itfaiye hortumundan çıkan tazyikli suyun betona vurması veya rüzgârın bir insanı sarsması, kavramsal olarak ‘tülbent’ ve ‘leke’lerle oynayarak sağlanandan tamamen farklı bir kullanıma sonuç vermelidir. 

Şu ana kadar çatışmanın bir adet kayda değer özelliğinden bahsettik: optik antitez. 

Ve unutmayalım ki yakında antitezle alakalı daha karmaşık bir başka problemle yüzleşeceğiz; sesli filmde ses ve görüntü çatışması.

*The Cinematographic Principle and the Ideogram (1929)


Çeviri: Deniz Erdem


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın